Suriye’nin Serveti Geçici Hükümet Yönetimindeki Kaynak Yönetimi ve Yolsuzluk İddiaları

Suriye, yeniden inşa sürecine temel oluşturabilecek petrol, gaz, fosfat ve geniş tarım alanları da dâhil olmak üzere önemli doğal kaynaklara sahip bir ülke konumunda bulunuyor. Tahminlere göre yaklaşık 2,5 milyar varil petrol, 8,5 trilyon fit küp doğal gaz ve iki milyar ton civarında fosfat rezervi mevcut. Buna ek olarak yaklaşık 6,5 milyon hektarlık işlenebilir tarım arazisi bulunuyor.

Ancak bu potansiyele rağmen, ülkedeki servet dağılımı uzun yıllar süren çatışmalar, çok sayıda silahlı aktörün varlığı ve 2011’den bu yana değişen kontrol alanları nedeniyle karmaşık bir yapıya bürünmüş durumda. Petrol ve gaz sahaları ağırlıklı olarak Deyrizor, Haseke ve Rakka vilayetlerinde yoğunlaşırken, 2017’den itibaren bu alanların önemli bir bölümünün Suriye Demokratik Güçleri SDG tarafından kontrol edildiği belirtiliyor. Batı bölgeler ise daha önceki dönemde eski hükümetin kontrolü altındaydı. 2024 yılının sonuna doğru yaşanan siyasi gelişmelerle birlikte, kaynak yönetiminde yeni güç odaklarının ortaya çıktığı ve kontrol haritasının yeniden şekillendiği gözleniyor.

Kaynak Yönetimini Çevreleyen Yolsuzluk İddiaları

Araştırmacı gazetecilik çalışmaları ve yerel raporlarda, Ahmed el Şara liderliğindeki Geçici Hükümet yönetimine yönelik ciddi yolsuzluk iddiaları dile getiriliyor. Söz konusu raporlarda, Ahmed el Şara’nın büyük bölümü gizlilik içinde yürütüldüğü öne sürülen ve yaklaşık 40 milyar dolar değerinde olduğu iddia edilen ekonomik anlaşmalar üzerinde etkili olduğu ifade ediliyor. Bu kapsamda, İdlib’de yürütülen yol asfaltlama ihalelerinden yaklaşık 12 milyon dolarlık bir paya ve 15 milyon doları bulan ek bir bütçeye atıfta bulunuluyor.

Bazı kaynaklar, bu yapı içinde başka isimlerin de etkin rol oynadığını ileri sürüyor:

• Hazım el Şara Ahmed el Şara’nın kardeşi olarak ekonomik yeniden yapılandırma süreçlerinde görev almakla suçlanıyor. Eski rejime bağlı iş insanları ve şirketlerden el konulduğu iddia edilen yaklaşık 1,6 milyar dolarlık varlığın yönetiminde söz sahibi olduğu öne sürülüyor.

• Mühenned el Mısri Ahmed el Şara’nın yakın çevresinden biri olarak, yönetim içindeki mali anlaşmazlıklarda usulsüzlük suçlamalarına maruz kaldığı bildiriliyor.

 •Mahir el Şara ve Ebu İbrahim es Selame İdlib’deki yol projeleriyle bağlantılı sahte sözleşmeler iddiaları kapsamında adları geçen kişiler arasında yer alıyor.

 •Ebu Meryem el Avustrali Ekonomi Komitesi Başkanı sıfatıyla yardımların detaylarını ve sözleşme süreçlerini kontrol ettiği, bu durumun bazı projelerin kağıt üzerinde kalmasına veya belirli grupların lehine yönlendirilmesine yol açtığı iddia ediliyor.

 •el Hayat ailesi Mu‘tez ve Muhammed Ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla rüşvet verilmesine karıştıkları öne sürülen isimler arasında gösteriliyor.

Yolsuzluk Ağında Medyanın Rolü

Bazı araştırmalara göre, Cemil el Hasan, Hadi el Abdullah ve Musa el Ömer gibi medya çalışanları ve gazetecilerin, maddi ve ayni kazançlar karşılığında mevcut yönetimi destekleyici yayınlar yaptığı iddia ediliyor. Araç, restoran ve mülk gibi çeşitli ayrıcalıkların sağlandığına dair iddialar, medyanın bir kısmının propaganda işlevi gördüğüne ve yolsuzluk dosyalarının kamuoyundan gizlenmesine katkı sağladığına işaret ediyor.

Bu durumun, hesap verebilirlik mekanizmalarının devre dışı kalmasına ve sistemin sorgulanmadan sürdürülmesine zemin hazırladığı öne sürülüyor.

Yolsuzluk Mekanizmaları ve Ekonomiye Etkisi

Raporda öne çıkan başlıca mekanizmalar ve sonuçlar şöyle sıralanıyor:

• Herhangi bir denetime tabi tutulmayan ve çoğunlukla kapalı kapılar ardında sonuçlanan gizli sözleşmelerin imzalanması kamu kaynaklarının kötüye kullanılmasına neden oluyor.

 •Aylık 100 ila 150 milyon dolar arasında değiştiği iddia edilen gelirlerin, şeffaflık olmaksızın dar bir çevrede paylaşıldığı öne sürülüyor.

• Mülteciler ve insani yardım programları kapsamında gönderilen fonların, yolsuzluk ağlarına dâhil olduğu belirtilen komisyonlar aracılığıyla istismar edildiği iddia ediliyor.

• Aynı yapı içinde bile yaşanan sert iç çekişmeler, ekonomik ve siyasi nüfuz mücadelesinin boyutunu gözler önüne seriyor.

• Ekonomi ve maliye konularında kararların kapalı bir grup tarafından alınması şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini ciddi biçimde zedeliyor.

Bunun Suriye Toplumu Üzerindeki Etkileri

Bu iddiaların doğrulanması halinde Suriye toplumu açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Bunlar arasında

• Gelir adaletsizliğinin daha da derinleşmesi ve yoksulluk oranlarının artması

• Orta sınıfın zayıflaması ve toplumsal kutuplaşmanın keskinleşmesi

• Devlet kurumlarına duyulan güvenin azalması ve kamu hizmetlerinin daha da zayıflaması

• Ulusal kaynakların hızla tükenmesi sonucunda uzun vadeli siyasi ve toplumsal istikrarın tehdit altına girmesi

gibi riskler ön plana çıkıyor.

Çözüm ve İstikrarı Yeniden Sağlama Ufukları

Ekonomi uzmanları, mevcut çıkmazın aşılabilmesi için bir dizi temel adımın atılması gerektiğini vurguluyor. Bunların başında

• Daha şeffaf ve adil politikaların hayata geçirilmesi ve kapsamlı vergi reformları

• Kaynak yönetimi üzerinde bağımsız ve etkili denetim mekanizmalarının kurulması

• Siyaset ile ekonomik yönetimin birbirinden ayrılması

• Yolsuzluk dosyalarının açılması ve gizli anlaşmaların eksiksiz şekilde soruşturulması

geliyor.

Genel değerlendirmeye göre, Suriye’deki ekonomik ve siyasi açmazların, Geçici Hükümet yönetimine yöneltilen yolsuzluk iddialarıyla birleşmesi, ülkenin doğal zenginliklerini verimli biçimde kullanmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Bu durum yalnızca sürdürülebilir kalkınma umutlarını değil, aynı zamanda Suriye halkının ekonomik ve sosyal güvenliğini de doğrudan tehdit ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu