Suriye’de Toplumsal Bölünmeler ve Mezhepçi Söylemler Geleceği Tehdit Ediyor

Suriye’de 13 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalar artık yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı değil; toplumsal dokuda da derin yarılmalara yol açıyor. Uluslararası hak temelli raporlar ve araştırmalar, ülkede mezhepçi ve etnik temelli bölünmelerin giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor.

TOPLUMSAL MÜŞTEREKLER HEDEFTE

Uluslararası Kriz Grubu ve Carnegie Ortadoğu Merkezi tarafından yayımlanan raporlara göre, eski rejimin çöküşünün ardından kurulan geçici hükümet, ülke çapında kapsayıcı bir ulusal proje oluşturmakta yetersiz kaldı. Bazı siyasi ve medya söylemleri, toplumdaki bölünmeleri derinleştirerek mezhepçi ve etnik kutuplaşmayı körükledi.

Human Rights Watch ve diğer hak örgütleri ise zorla yerinden etmeler ve dini-etnik temelli gözaltı vakalarını belgeliyor. Sahil bölgeleri ve Süveyde’de sivil halka yönelik “katliam ve ihlaller” rapor edilirken, Hristiyan, Kürt ve Dürzi topluluklar hem medya kampanyalarına hem de askeri operasyonlara maruz kaldı. Analistler, resmi medyanın bazı grupları varoluşsal bir tehdit olarak göstererek ötekileştirmesinin, dini ve etnik aidiyetin dahi hedef alınması için yeterli hale geldiğini vurguluyor.

AŞİRETLER BİR ARAÇ HALİNE GELİYOR

Raporlarda, bazı Arap aşiretlerin Kürt ve Dürzilerle çatışmaların kimlik temelli bir mücadele olarak sunulmasıyla sahaya dahil olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, bu politikanın aşiretleri çatışmanın araçlarından biri haline getirdiğini, oysa bu grupların başlıca taraf olmadığını ifade ediyor.

UZUN VADELİ TEHDİTLER

Birleşmiş Milletler raporları, mezhepçi ve etnik söylemin devam etmesinin şiddeti yeni kuşaklara taşıyabileceğini, radikal grupların ve aşırıcılığın büyümesine zemin hazırlayabileceğini uyarıyor. Toplumdaki korku ve güvensizliğin artması, güven ve uzlaşının önünde ciddi engeller oluşturuyor.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Uzmanlar, siyasi ve idari özerklik modelinin toplumsal çeşitliliği koruyabileceğini ve gerilimi azaltabileceğini belirtiyor. Ayrıca, kutuplaştırıcı medya ve siyasi söylemin yerine kapsayıcı bir ulusal proje ve çoğulculuğu koruyan politikaların benimsenmesi gerektiği vurgulanıyor. Uluslararası çağrılar, insan hakları ihlallerinin durdurulması ve ulusal uzlaşının sağlanması yönünde sürerken, mezhepçi söylemin devam etmesinin krizin çözümünü zorlaştırdığı kaydediliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu