Rapor: Artan İsrail Hareketliliği, Güney Suriye’de Güvenlik Dengelerini Yeniden Şekillendiriyor

İsrail basınında yer alan bir rapor, İsrail ordusunun Suriye içindeki faaliyetlerinin bu yıl genişlediğini ve bunun, Golan’ın doğusunda nüfuzunu artırma ve Suriye’nin güneyindeki hızlı gelişmeleri yakından izleme çabalarının bir parçası olduğunu belirtti.
Israel Hayom gazetesinin aktardığına göre, İsrail’in hareketliliği artık sınırlı güvenlik operasyonlarını aşarak bölgede güç dengelerini etkilemeyi hedefleyen daha geniş bir çerçeveye oturmuş durumda. Raporda, İsrail ordusunun Cebel eş-Şeyh’ten Yermuk Vadisi’ne kadar uzanan bir dizi askeri noktadaki varlığını güçlendirdiği ve bu yayılımın sahadaki faaliyetlerinin kalıcı bir parçası haline geldiği ifade edildi.
Gazete ayrıca, İsrail güçlerinin bu yıl DEAŞ ve Hamas gibi örgütlere bağlı olduğu belirtilen gruplara ve İran bağlantılı unsurlara karşı çok sayıda operasyon gerçekleştirdiğini bildirdi. Bu görevlerin, kuzey sınırında istikrarı sağlama çabalarının bir parçası olduğu vurgularındı.
Rapor, geçtiğimiz günlerde Şam kırsalındaki Beyt Cin bölgesinde yaşanan ve altı İsrail askerinin yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmaya da değindi. Bölgenin, coğrafi yapısı ve karmaşık nüfus dengeleri sebebiyle Golan’ın doğusundaki en hassas alanlardan biri olduğuna dikkat çekildi.
Raporda, Suriye’nin askeri kurumlarının güç kaybetmesi ve ülkede silahlanmanın yaygınlaşması nedeniyle “istikrarsız saha dönüşümleri” döneminden geçtiği, bu durumun Golan çevresinde doğrudan hissedildiği belirtildi. Mevcut tablo, İsrail’in sınırlarında yeni bir gerçeklik oluşmadan önce gelişmeleri kontrol altına almaya çalıştığı “sürekli bir akış” olarak tanımlandı.
Ayrıca İsrail’in hareketliliğinin yalnızca askeri alanla sınırlı olmadığı; bazı bölgelerde insani yardım faaliyetleri yürüttüğü ve bunun yerel düzeyde iletişim kanallarını güçlendirme amacı taşıdığı aktarıldı. Raporda, bu dönemde Türkiye gibi bölgesel aktörlerin faaliyetlerinin de arttığına işaret edildi.
Gazete, mevcut stratejiyi İsrail’in geçmişte benimsediği “önleyici çalışma” ve “aktif savunma” yaklaşımlarıyla ilişkilendirdi ve bu yöntemlerin Suriye içindeki durumun takibi ile gelecekteki risklerin yönetiminde hâlâ temel politika olmayı sürdürdüğünü belirtti.



